Osmanlı'da haremin gerçek yüzü


Bir ülkede deprem sözkonusu olursa jeologlar, hastalıklar sözkonusu olursa doktorlar, savaş sözkonusu olursa siyasiler ve askerler konuşurlar. Bu bizim ülkemizde de böyledir. Ancak bizde iki konu vardır ki bunlar üzerinde herkes konumuna, birikimine, eğitimine bakmadan üstelik de allame edasıyla konuşur. Bu konulardan bir tanesi dindir diğeri tarih.

Tarihle ilgili bir şeyler söz konusu olduğunda siyasetçi konuşur, gazeteci konuşur, televizyoncu konuşur vs. Bir Allah kulunun aklına da bu işin profosörleri bulup konuşturmak gelmez. Veya gelir de, onların söyleyecekleri işlerine gelmez.
Tarih deyince her zaman revaçta olan konulardan bir tanesi de Osmanlı ve haremidir.

Bunu içoğlanları takip eder. Ardından valide sultanlar, kadınlar saltanatı, devşirmeler vs. böyle gider.

İlim ahlakına sahip bir tarihçinin Osmanlı haremi konusunda söyleyeceği şeyler çok azdır. Çünkü elinde bu konuyla ilgili yeterli belge, döküman vs. yoktur.

Kalın duvarlarla çevrili harem binası, etrafındaki harem ağalarına ait binalar ve diğer ocakların daireleriyle adeta ulaşılması imkansız bir kale gibidir. İçinde değil, etrafındaki kendilerine ait binalarda yaşayan, zorunlu hallerde Haremin içine girmeleri gerektiğinde salavat-ı şerife getirerek dolaştıkları bir ortamdır. Her odanın kapısının girişinde, duvarlarında ayetler, hadisler, dualar bulunan bir mekandır Harem.
Zorunlu hallerde ancak harem ağalarına ve tabiplere açılan bu mekana yabancı seyyahların, tarihçilerin nasıl girip, orada adeta gezmiş dolaşmıs gibi haremi anlatışlarına şaşmamak elde değil. Kaldı ki bizimkilerin en çok esas aldıkları, kullandıkları kaynaklarda, ilmi otoritelerce yüzlerce kez tenkid edilmis, çürütülmüş bu batı tarihçilerinin kitaplarıdır.
I. Ahmed döneminde saraya gizlice girdiğini iddia eden Venedik elçisi Ottavinano, ancak Revan Kasrı'nın önündeki havuza kadar olan yerleri görebildiğini söyledikten sonra padişahın odasındaki cariyesiyle nasıl ilişki kurduğunu detaylarıyla anlatmakta ve insanlar da bu anlatıma değer vererek kaynak gösterirken yapılan ilmi ahlaksızlığa çanak tutmaktalar.
18. yüzyılda bile ancak yazlık sarayların boş haremlerini gezebilen batılı birkaç yazar, nedense göremedikleri kısmı hayalleriyle doldurmayı denemişlerdi. Havuzu gördüler ama havuz sefalarını kendileri uydurdular sonra da uydurduklarının resmini çizdiler. Hata yaptıklarını belki de hiç bir zaman düşünmediler çünkü kendi kırallarının kadınları ile yaşantıları öyleydi. Birlikte oldukları düzinelerce kadının yarı çıplak resim ve heykelleri ile saraylarının duvarlarını süsleyen bir zihniyetin Osmanlı hükümdarlarındaki edep kavramını anlayabilmelerini zaten beklemiyoruz.
Ama anlayamadığımız, bizim bize bunu nasıl yapabildiğimiz. Yıllarca Topkapı sarayını gezdiren rehberlerin turistlere Harem'in duvarlarında yazılı Arapça metinleri göstererek bunların padişahların cariyeleri için yazdıkları aşk şiirleri olduğunu söylemelerini, ellerindeki broşürlerde de böyle yazmasını hangi düşünceyle izah etmek gerek bilemiyoruz. Zira bu Arapça metinlerin tamamı Kur'an ayetlerinden ve dualardan başka bir şey değil. Hükümdarların çıplak cariyelerin danslarını seyrettiği idda edilen Hünkar Sofası Daire'sinin duvarlarında Bakara Suresi 257. ayetinden itibaren yedi ayet yazılıdır ki bir ayetin meali aynen şöyledir: "Allah kendisine hükümranlık verdi diye (şımarıp azarak) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi?" Sanki adeta Osmanlı hükümdarı bu ayetle gerçek hükümdarın kim olduğunu, hükümdarım diye şımarıp azdığı taktirde Nemrutlaşabileceği ihtimalini, hergün bilinç altına kazıyor, iman edenlerin karlı bir konumda, Nemrut gibi imansızların ise ne derece zararda olduğunu görüyor ve okuyordu.
Doğru! Bu sofada padişah eşleri, çocukları, kızları, validesi ile birlikte oturur ve helal dairesinde (yani kimseyi huzurunda yarı çıplak oynatmadan) sazlar çalınıp ilahiler söylenip eğlenilirdi. Ancak bugünkü insanların eğlence kavramından anladıkları şey otomatikman Osmanlı padişahının da öyle eğlenmiş olması gerektiğini düşündürtüyordu onlara.
Onlar bunları yaptıklarına dair (yani hamam havuz sefaları, yarı çıplak cariyelerin dans etmesi gibi) belge bırakmayınca bizimkiler hayallerini belge-vesika-kaynak haline getirdiler.
Öyle ya; bir erkeğin elinin altında 300-500 cariye olur da nasıl bunlarla gününü gün etmez ki. Hele hele 36 Osmanlı padişahının içinden 15 tanesinin sadece bir veya iki kadınla birlikte olduğu diğerlerinin de en fazla yedi sekiz kadınla aile hayatı yaşadığı belgelerle gözlerine soksanız bu sefer de pişkin pişkin sırıtıp Osmanlı padişahlarının erkekliklerini sorgulamaya kalkacaklar.
Hemen şunu da belirtelim; şu an tek eşli (ama çok metresli) evlilik sisteminin içindeki insanlar olarak, Osmanlı padişahının birlikte olduğu 7-8 kadın bile bize çok abartılı gelecektir. Ancak unutmamak gerekir ki Osmanlı'nın yaşadığı dönemde tıpkı dünyanın her yerinde olduğu gibi bir kralın güzel kölesini istediği gibi kulllanması ve bunların sayısının yirmiye otuza çıkması normaldi. O kadar normaldi ki krallar bu kadınlarının heykellerini yaptırıp saraylarının yüksek duvarları üzerine herkesin görebileceği şekilde koydurabiliyorlar ya da yüzlerce genç ve güzel kadınla hamam sefası yapabiliyorlardı. Bizim haremi sorguladığımız gibi Avrupalılar kendi krallarının bu hallerini asla sorgulamadılar. Tarihlerinin yaşanmış bir gerçekliği olarak tarihlerinde bıraktılar.
Oysa biz, asla yaşanmamış sahneleri alıp, doğru gibi kabul edip, kendi kendimize duyduğumuz saygıyı ve özgüveni aramızdan kaldırdık.
1909 yılına kadar Harem Dairesi'ne padişahtan başka, ancak mecburiyet halinde Harem Ağaları ve doktorlar girebiliyorlardı. Son onüç yıllık dönem ise Haremi görenlerin hatıratlarında oldukça net bir biçimde anlatılıyor. Yazık ki (!) orada bile havuz - hamam sefaları yok.
Peki o zaman "Bu Harem nasıl bir yer?" denilebilir.
Kısa ve net bir cevap verelim: Tek idarecisinin Valide Sultan olduğu (yani padişahın annesi) kendisine ait, padişahın bile bozamadığı çok kesin ve katı kuralları bulunan yüzlerce genç kızın, dönemin ilim anlayışına göre en iyi eğitimi aldığı, nihayetinde de devletin önemli kademesindeki görevlilerle evlendirilerek teliyle-duvağıyle-çeyizi ile gönderildiği bir bayanlar mektebidir.
Evet, tam anlamıyla böyledir. Çünkü saraya çeşitli yollarla (esir alınarak veya satın alınarak) alınan kadın köleler yani cariyeler "Acemi" statüsü ile saraya girerler. Bunların padişahla görüşebilmesi mümkün değildir. Öncelikle padişahla karşılaşabilecek, konuşabilecek bir eğitime tabi tutulmaları gerekmektedir. Eğer bunların içinden gerek zekası, gerek güzelliği ve kabiliyetleri ile dikkati çeken birisi olursa bunlar daha özel bir eğitime tâbi tutulurlar ki saraydaki 500-600 cariyenin ancak %10'u bu guruba girebilir. Bu %10'un içinden onları yetiştiren kalfalar ve Valide sultanın dikkatini çekebilenler ancak, has odalık olabilir ki bunlar padişahın özel hizmetlisi konumundadır.
Eğer Has Odalık olarak ayrılan cariyeler padişahın dikkatini çekmeyi başarabilirlerse, yani padişahla karı-koca hayatı yaşarsa ikbal mertebesine yükselir. Genellikle de ikballer padişahın çocuğunu doğurduğunda Kadın Efendi olurlardı. Bunun bir üst mertebesi Kadın Efendinin Valide sultan olmasıdır ki o da ancak doğurduğu çocuk tahta çıkarsa mümkündür .Özetle bütün kıyamet 600 cariyenin içinden aynı anda sayıları dördü beşi geçmeyen Kadın Efendi ve İkballer yüzünden kopmakta.
Şunu da belirtelim ki, Osmanlı padişahı dileseydi o dönemde dünyanın her yerinde olduğu gibi bu 500-600 cariyeyi önünde resmi geçit yaptırıp içlerinden dilediğini de seçebilirdi. Bunu yapabilecek siyasal otoriteye de, cariye köle konumunda olduğu için dinsel özgürlüğe sahipti. Oysa o hareme girerken içeriye haber verilir ve onun geçeceği yol üzerindeki bütün dairelerin kapıları kapatılır, kazara bir cariye padişahla karşılaşacak olursa yaptığı edepsizlik sayılır ve o cariye cezalandırılırdı. Öyle ki kitaplar, bu "kazara" karşılaşmalara tahammül edemeyen padişahların yüksek ökçeli takunyalar yaptırıp Harem'in içinde iken bunlarla dolaştığını yazdı. Geldiği anlaşılsın ve yolunun üzerinden çekilsinler diye. Cariyeleri bırakın, çıktığı seferde nikahlı karısını bulunduğu şehre getirtmeyi unuttuğu için karısının sitem dolu mektuplarını alan padişahları yazdı arşiv vesikaları.
Koca Sultan'ın sitem dolu mektuba cevabı ise;
"Varın söyleyin Hafsa Sultan'a: Biz gaza kılıcını kuşanmışız. Gayrısından başkasını gözümüz görmez" olacakdı.
Buraya hatıralarına ve mahremiyetlerine hürmetsizlik olmasın diye isimlerini yazmayacağımız bir hükümdarımızın gözdesi ile arasında geçenleri de almak durumunda kalacağız. Zira köle bile olsa, rızası olmadan padişah ile karı-koca hayatı yaşamadıklarının pratikte delili gibidir bu hatıra.
Koca Sultan'ın aziz ruhundan özür dileyerek;
Kızı anlatır padişahımızın: "........... kumraldı, ela gözlü idi, 23 yaşında kadardı. Gayet de iyi tahsil görmüş, son derece zarifti. Daha saraya intisab ettiği (girdiği) günden itibaren babam kendisinden pek hoşlanmıştı. Artık, daima onu yanında gezdiriyor, kendisi ile uzun uzun, tatlı tatlı konuşuyordu. Lakin bütün bu "iltifatı şahaneye" rağmen elâ gözlü dünya güzeli, hükümdarın bazı arzularına "evet" demiyordu. Onun bu şiddetli mukavemeti babamın kendisine karşı alâkasını daha ziyade arttırıyordu. Bu hal böyle tam beş sene devam etti. Elâ gözlü güzelde hiç bir değişiklik yoktu..........".
Bir bayram günü, çok güzel görünen kız padişahın huzuruna girer tebrikini yapar. Hünkar "Hâlâ inadında devam mısın?" diye sorar. Genç kız gözlerini yere indirip susar. Bunun üzerine Hakan " Hem sen bugün ne kadar güzelsin!" der. Genç kızın bu iltifata cevabı şu olur: "Efendimiz!! Ömrüm oldukça size canımı feda etmeye daima hazır olacağım. Yanınızdan ayrılmam. Fakat bütün dünyayı bağışlasanız asla hareminiz olmam!.. Çünkü kocam olacak erkeğin yalnız ve yalnız bir karısı, yani tamamen bana ait olmasını isterim, aksi halde kimse ile evlenmem....."
Güzelden ümidini kesen Hükümdar ona bir konak alır, içini donatır. 45 Yasında gayet dindar bir kıranta (oturaklı, gösterişli, bakımlı, orta yaşlı) zatla evlendirir. Kocasının tek eşi olarak hayatını devam ettirir.
Binyediyüzlü yılların başında İstanbul'a gelen İngiltere Büyükelçisi'nin eşi Lady Montague'nin hatıraları batılıların pek hoşuna gitmedi. Hareme girebilen Lady'nin yazdıkları daha önceki ve sonraki batılıların yazdıklarına ters düştüğü için, gerek o dönemde, gerekse daha sonra Lady Montague'yi yalancılıkla itham eden pek çok yazar çıkacaktı. O'nun ülkesi olan İngiltere'de üstelik de 1800'lü yıllarda, evli bir erkek çok rahatlıkla karısını gazeteye "ihtiyaçtan satılık ev kadını" ilanı vererek satabildiği için, Osmanlının saraya giren kadın köleye maaş bağlamasını, eğitim vermesini, sonra da değerli çeyiz ve mücevherleri ile saraydan âzâd etmesini elbette anlamakta zorlanacak ve inkâr yolunu tercih edeceklerdi.

Aşağıda, onun mektuplarından yaptığımız alıntı, ne demek istediğimizi daha da iyi izah edecektir:

"Bu milletin din ve töreleri hakkında eksik bilgimiz var. Dünyanın bu tarafına seyrek geliniyor. Gelenler de ticaretten başka bir şey düşünmeyen tüccarlar. Türkler ise, bunlarla yüz-göz olmayacak kadar ağırbaşlılar. Bu sebeple tüccarların getirdikleri bilgiler yalan yanlış oluyor.

Belki de dünyanın bütün kadınlarından daha hür..... Hayatı hiç aksatmadan, zevkle süren, kaygılardan uzak yaşayan, boş vaktini komşu ziyaretleriyle, hamamlarda yıkanmakla, ya da bol para harcayıp yeni yeni modalar çıkarmakla geçiren yeryüzündeki tek kadın.

Avrupa'da hiç bir saray düşünemem ki, orada yabancı bir kadına karşı bu kadar namusluca davranılsın.

Hamamda ikiyüz kadar kadın vardı. Hiç birinde bizdeki gibi alaycı gülüşmeler ve fısıldaşmalara rastlamadım. Üstelik benim için "güzel, çok güzel" dediklerini işittim. Bir kadının, bir başka kadın için "güzel" diyebilmesi hâyâl bile edilemez.
Konakların hepsinde bir harem dairesi ve cariyeler var. Ancak bu cariyeler evin hanımına âit hizmetçiler. Evin erkeği ömrü boyunca bunları yolda görse tanımaz. Ne kadar garip değil mi?
Kış geceleri toplanıyorlar, geç vakitlere kadar öyle güzel ve saf eğleniyorlar ki zamanın nasıl geçtiği hissedilmiyor. Her evde misafir odaları var. İkram ve misafirperverlik Türklerin yaşama kudreti gibi bir şey......."
Çok zor ve ağır bir konu olan Harem'i böyle bir kaç satırda özetlemek elbetteki mümkün değil. Ancak kendimizle, geçmişimizle barışma çabasının içinde küçük bir damla olmaktı niyetimiz.
Yazımıza bir soru ile son vermek istiyoruz:
Biz, zamanın hiç bir diliminde ve dünyanın hiç bir coğrafyasında sarayına aldığı bir köleden "valide sultan" dediğimiz zamanının "first lady"sini çıkaran bir başka medeniyet bilmiyoruz.
Siz biliyor musunuz?

Oya Kayıcıoğlu – Tarih Öğretmeni

sevgi , aşk, zeka ve intikam

Aslında olayları okuduğumuz zaman saraya prenses olmuş sultan olmuş bi insan var ortada. Bu insan zorla cariye yapılan biridir. Tüm insanlar eşit olup saygı görmesi gerekirken, zorbalık, aşağılama ve ötekileştirmeyle karşılaşan, sen sarayda yetişmedin gibisinden bir kibirle hurrem sultan a düşmanlık yapan hanedan mensupları, zamanla kendi yerlerini görmüşlerdir, üstelik koskoca bir onurlu millette ayrıca kaç kişi hanedan mensubuydu, bu eski devirde olan bir ilkel tutum tabi zamanla değişmiştir, ancak o dönemdede zekası ve çalışkanlığıyla Hurrem Sultan da yanlış düzene isyan etmiştir. Yüksek biryerdeki kişiye Saraya gelin gelmiş, Sultan olmuş bir insana yapılanlar karşılıksız kalmamıştır. Kim ne kadar başarılı olursa olsun, insanlara yapılan haksızlık varsa beş paralık değeri yoktur, o dönemdeki kibirli şahsiyetlerinde ipe gönderilme sebepleri bunlardı.

Biz aslında Hurrem Sultanla Osmanlı tarihimizde bir Prensesin isyanını görüyoruz.

M. Yüzyıl

Arkadaşlar muhteşem yüzyıl dizisini bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı gündeme getiriyorsa, bu dizinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir :). Ayrıca bu sadece tarihten esinlenilmiş bir dizidir. Yani çoğu olay senaristlerin hayal ürünüdür. Zaten birebir tarihi yansıtmasını isteselerdi belgesel çekerlerdi. Eskiden çizgi film karakterlerinden çocuklarımız etkilendiği için çizgi filmler eleştiriliyordu. Şimdi o çocuklar büyüdü dizilerden etkilenmeye başladılar ve herkes bi padişah olma derdine düştü.

M.YÜZYIL

muhteşem yüzyıl dizisi sanırım amaçlandığı gibi insanlar üzerinde hareme ilgi üzerinden reyting görüyor.( yeterli donanıma sahip olmayan insanlar tarafından)...ama Meral Okayında dediği gibi hayatın yarısı matematik ve matematikte ileri ülkelerin nerelere geldiği ve hangi ülkeleri gizli kapaklı yönettiğide ortada!
Diziye mantıken bakarsak ve kadın nifusu erkek nifusunda 4 kat fazla olmadığına göre bu durum allahın istediğibir durum olamaz.bu durumda bir erkek 4 kadınla birlikte olmaya niyetlenirse sonuçta birilerinin karısına sulanmış olacak(veyA kızına)bu durumda kendi menfaatine uygun bir durum oluşmaz:)))ve sonuçta ülke nifusunun yarısıda halvet için sıra bekleyen bir konumda ülkeye hayırlı evletler yetiştiremez kadın ve erkek olarak.aklınızı başımıza almamız ve bu kaostan atatürkün dediği gibi kurtulmamız lazım. nifusun yarısı ayaklar altında sürünürse diğer nifus yükselemz. yükselen devbletlerin dünyayı yönetmeye talip olduğu bu dnemde...şimdi ayrıca osmanlı zamanı değil teknoloji zamanı....

CVP:M.YÜZYIL

Matematik ilerlemek için basamak değildir :) 4 kadın da gerilemek için neden olamaz.. Sizin bahsettiğiniz başkalarının karısını kızını sulanma eskiden değil ama bugün tonla var.

ÇİN bugün matematikle mi süper güç yolunda ilerliyor NÜFUS'la mı!!!

Bunların hepsi biribiri ile ilişkili şeylerdir. İNANÇ ise bu aradaki ilişki dengesini koruyan gizli güçtür.. inanç yoksa hiç biri yoktur

Önce EDEP önce EDEP

Üç beş cahile dünyanın bilgileri ellerinde diye minnet edecek değilim. Bir kaç soysuzun keyfi uğruna kalkıp kendi gelmişime geçmişime kalkıp hiç sövemem. Eşek deseniz de hiç üzerime alınmam, yanınızda durmam, alıp ceketimi çeker giderim. Dinimi, dilimi, milliyetimi, soyumu, sopumu, ailemi, cinsiyetimi, geçmiş şanlı tarihimi, herhan gibi bir soysuzla katiyyen tartışmam. Bu özelliklerimden dolayı gurur duymam aksine Allah'ın kulu olduğumu bilmemden şeref duyarım. Allah'ın takdir ettiği müddet dışında; kötülük etmek için dünyanın tüm milletlerini başıma toplasanız dahi, bana zerre kadar kötülüğünüz dokunmaz. Aynı şekilde Allah'ın takdir ettiği müddet dışında; iyilik etmek için dünyanın tüm milletlerini başıma toplasanız dahi, hardal tanesi kadar bana iyiliğiniz dokunmaz. Ben çok akıllı çok zeki biri değilim ama aksine aptal ve geri zekalı da değilim. Kur'an'ı anlayacak kadar zekam, tefsir edecek kadar aklım, uygulayacak kadar da imanım var. Allah'ın bana doğrudan veya peygamber aracılığıyla ilettiği VAHİY dışında elimde hiçbir malumatım yok. Başkaları Allah İndi'nde ne ise ben de oyum yani kulum, Kur'an-ı Kerim'in de kölesiyim. Ben Osmanlı'nın torunuyum ve aslımı da kimseden gizleyecek değilim. Yüz kızartan utanılacak ecdadımın edepsizliği söz konusu olamaz. Hiç bir kuvvetin sizden çalıp götüremeyeceği tek şey edeptir. Edepsiz olanın da soyu da soysuzlaştırılır, imanı da çalınıp duygusuzlaştırılır :(

dızıyı sadece elestırmek ıcın

dızıyı sadece elestırmek ıcın ızlememek gerekıyor bence de oyle saf ve temız bı ask var kı hurrem sultan ıle kanunı arasında...ayrıca bırcok ınsan sultan suleymanın adının kanunlar getırdıgı ıcın adının "kanunı" oldugunu dusunmesıne cevap veren bı dızıdır bence "kanunı" adını almasını adaletlı bır ınsan olmasını da anlatıyor.Anlam cıkarmak emegı boylesıne kotulemek ne kadar kolay gelıyor sıze.Harem hayatıyla ılgılı merak edılen bırcok seyden bahsedılıyor dızıde tabıkı hataları kusurları da var ama sadece elestırmek ıcın ızlenıldıgınde bu hale gelınebılıyor. tabıkı padısahlarımız sadece hasoda da carıyelerıyle gecırmedıler butun gunlerını lakın harem de ayrı bı yasam parcaları ve gereklerıydı...

eleştirmek başka, karşı olmak başka

tartışma adabına baktığımız zaman, bu tartışmaların sonu gelmez diye düşünüyorum. fikir tartışmalarında takım taraftarları gibi davranılamaz.
evet, dizinin toplumun tüm kesimlerinde Osmanlı'ya karşı bir merak uyandırdığı kesin. nedeni de basit: Osmanlı ile ilgili bu derece para harcanıp bu ölçekte bir dizi yapılmadı daha önce. TRT'de Kuruluş dizisi yapılmıştı ve ben izledim tabi çocukken. ama o dizi, bizim halk destanlarımızın taşıdığı özellikleri taşıyan, yani toplumun sözlü anlatımına uygun bir eserdi. bu nedenle tarihi yönüne ağırlık verilmiş ve bu derece entrika dolu bir dönem filmi değildi. bir nevi destandı ve çok iyi biliyoruz ki destanlarda tipler hakimdir. bu dizide kişiler tip değil karakterdir. bu dizinin Kuruluş dizinden daha etkili olmasında önemli rol oynamaktadır. Kuruluş dizisinden yaklaşık 30 yıl sonra yapılan bu dizide hem oyuncu kalitesi hem de kostüm ve mekan gerçeklikleri çok daha kaliteli. özellikle topkapı sarayı ve diğer bazı gerçek mekanlar (saraylar ve konaklar), 3 boyutlu animasyonlar filmi daha da farklı ve kaliteli kılıyor.
işin özü; bu kadar imkan varken bir dönemin gerçeklikleri işlenmesi gerekirken, o dönemin bazı önemli olayları işlenip dizi, basit bir harem hikayesine teslim oluyor.
bir şey daha söyleyelim. dizideki kişilerin tavırları ve edaları (yani konuşmaları, hitap şekilleri, duyguları, her durum ve olgudaki tepkileri) döneme uydurulmaya çalışmak yerine sanki bilinçli bir şekilde bugünün ruhu ile canlandırılmaya çalışılıyor. Bu da, hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmediğimiz dönemi işleyen senaristin, aslında sadece kendi duygu, düşünce, anlayış, felsefesini tatmin etmesi anlamına geliyor.
hal böyle olunca, bu dizinin bugünün herhangi bir konusunu ele alan başka bir diziden farkı kalmadığını gösteriyor. bu da Kanuni Sultan Süleyman dönemi ve şahsiyetlerinin kullanıldığı yani alet edildiği anlamına gelmiyor mu?
biz tarihçi değiliz ve sanatçı tarihçi gibi davranmak zorunda da değil zaten. Fakat sanatçı ilham aldığını söylediği tarihi gerçekleri de bu derece dejenere etmek ve insanlarda başka bir algıyı yerleştirmek misyonuna da sahip değil bence. özellikle televizyon dünyasındaysa.
taktir tabi, ki aziz milletimizindir.

Güneş balçıkla sıvanmaz... Akıl var, izan var...

Bu ülkede tarih, sürekli olarak manipülasyona uğrayıp, gerçeklerden saptırıldı ve bu tarihle okullarda on yıllar boyun beyinlerimiz yıkandı. 600 yılı aşkın Osmanlı tarihi, yalnızca fütuhat övgüleri, meydan muharabeleri taktikleri, zaferler, at üstünde kılıç kalkan kahramanlıklarına İNDİRGENDİ. Kimse çıkıp da, "Her yükselişin bir de inişi vardır" demek cesaretini ve basiretini gösteremedi. İniş ki hem de nasıl bir iniş... 'Entrika' kavramının yalnızca Hürrem Sultan'ın tekelinde olduğunu sananlar, bir de saray efradından tutun, yeniçeri ocağına, hacı-hoca medrese ulemasından tutun, vergileri iç eden, ya da kanun dışı vergi alan uç beylerine kadar herkesin, tarihin HER DÖNEMİNDE ne tür entrikalar peşinde koştuğunu, yaptıkları yolsuzluk ve hırsızlıklarla 'şanlı şerefli' Osmanlı Devleti'nin dibini nasıl oyduklarını açıp okusunlar.

Çok rica ediyorum: Akıl var, izan var... Bizler öz tarihimize karşı eleştirisel bakmadıkça, uydurma ve gerçeklerin saptırıldığı, ya da kılıç kalkan zoruyla başka ulusların malına, mülküne, canına ve insanına göz diken ve bunları yitirdikçe de 'eski şanlı şerefli günlerinin hasretiyle' feryat-figan eden EMPERYALİST devlet hayranı, bir takım kof beyinli, aptal ve ne yaptığını bilmeyen, ve her şeyde olduğu gibi tarihte de kolaya ve işine gelen şeylere kaçan sözde 'milliyetçi' yeni nesilleri yetiştirmekten öteye gidemeyiz.

Tarihini, modern toplumların tarih anlayışı ve tarafsız eleştiri seviyesinde uyguladıkları ölçüde değerlendiremeyen Türk toplumu, hiç bir zaman "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" safsatasından yakasını kurtaramayacaktır. Kendi kendini aldatmaktan adeta haz duyan, ve bununla da adeta övünen, tüm dünya toplumları arasında sürekli ofsaytta kalan, çağdışı, kültürsüz ve cahil bir toplum olmaktan öteye gidemeyecektir maalesef.

tarafsız

bu siteyi ilk ziyaret edişim..yorumlardan ve konulardan da anladığım kadarıyla bol tartışmalı e muhteşem yüzyıl dizisini bolca karalayan bi site.. ben siteden veya diziden taraf değilim.
sitede okuduğum yazılarda; site durmadan diziyi karalıyor, gerçek değilmiş, herşey reyting içinmiş falan filan..
fakat siteyi ilk açtığımda gözüme bi yazı çarptı:

'Çok kısa bir sürede 300.000 ziyaretçi birmilyon'a varan sayfa gösterimi ile www.hurrem.net hizmetinizde olmaya devam ediyor. Teşekkürler Türkiyem'
diye.. sizce de bu sitenin söylediği gibi çok kısa sürede 300.000 ziyaretçiye ulaşması dizi sayesinde değilmi??
öyle yada böyle bence dizi olmasaydı birçok insan tarihini merak bile etmezdi.. dizide yalanda olsa merak edipte dizideki olaylara dayanarak tarihini araştıran birçok insan var..
bence sitenin başında yazan yazının sonundaki teşekkür türkiyeye değil diziye olmalı..

Bu kadar saçma bir yorum

Bu kadar saçma bir yorum olmaz bir de tarafsızMIŞŞŞŞ...hikaye... Bir defa filmde bir karalama yapılmışsa (ki yapılıyor) olay bitmiştir... Aynı şekilde birisi Atatürk 'ü bir dizide kötü gösterse o diziyede aynı yorumu yapabilecek misin ? Atatürk 'ün hayatını araştırmaya vesile oldu diye???

Şimdi gelelim işin bilimsel kısmına :
Arkadaşlar televizyonda çokça kullanılan bir uygulamadan bahsetmek istiyorum çoğunuz duymuşsunuzdur... 25. Kare tekniğini...
http://www.empoze.net/node/40
bu siteden ayrıntılı bilgiyi alabilirsiniz..
Bu yöntem, bir ürünün reklâmını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir yelpazede kullanılmaktadır.
Bu yöntem insanın doğrudan bilinç altına işlenir böylelikle dizide kanuniyi oynayan adam biranda sizin için gerçek kanuni olmuştur. Biri size kanuni dediği zaman aklınıza ilk gelen şey dizideki kanuni olur... Zaten durum da böyledir.. araştırabilirsiniz... bu diziyi izleyen 10 kişiden en az dokuzu kanuniyi böyle zanneder ve kanuni deyince akla o dizideki malum şahıs gelir..

bence bu dizinin tek

bence bu dizinin tek uyandirdigi olay sadece unutmus oldugunuz gercekler,gercek islamiyet,dogrular gerci canim türkiyemin insanlarininda 50% zaten bu yzidada belirtildigi gibi saptirma derdinde tarihimizi yazik siz sahip cikmayin elin ingilizi bile hayranlikla anlatirken siz haleennn diziyi koruyun.

CVP:tarafsız

Yumurtadan mı tavuk çıkar yoksa tavuktan mı yumurta..

Dizi KANUNİ'nin hayatı işlendiği için insanlarda ilgi uyandırdı. Özellikle dizi üzerine eleştiriler diziye karşı olan alakayı artırdı. Evet insanlar diziyi izlediği için tarihi olayların gerçekliliğini merak edip araştırdı.. Eğer öncesinde tepkiler olmasa çok doğru süper çekmişler dense idi ne dizi bu kadar çok izlenir, ne de izleyicileri gerçekleri araştırmak için internete başvururlardı..

Sitemizde alternatif bakış açılarını sunduğumuz için insanlar dizi tartışmaya değil, alternatif düşünceleri okumak için buradalar.. Bu dizi bir kaç sezon sonra bitebilir. fakat hurrem.net inşaallah yıllarca aktif olarak kitlelere hitap edecektir.

Zaten dizi yaz sezonunda olmasına rağmen ciddi bir ziyaretçi kitlesine hergün hitap etmeye devam etmektedir. Bu da sadece diziye bağımlı olmadığının göstergesidir.

harem

ben haremi gezdim ve hiçte burda yazılanlar gibi bir kanıya varmadım. bi kere heryerinden geçen sıcak su sistemi ile ısınan bi yer. karşınıza birden bire beton bir havuz çıkıyo. çok masum bi yer olduğunu düşünmüyorum ama koskaca padişahında bunları yapabilmesi doğal yani yargılamam. islam bile çok eşliliğe sıcak bakıyoken adam tek bi kadına aşık olup onumu sevecekti..

CVP:harem

havuz ve su sistemleri genelde gizli konuşmaların dinlenmesini önlemek içindir. Bir çok anadolu bey konaklarında da bu sistemi görebilirsiniz

harem hikayeleri... :)))

Haa...doğru ya... Padişahın hiç başka işi gücü yoktu, sırf gizli konuşmaların dinlenmesini önlemek için havuz ve su sistemi yaptıracaktı..

Topkapı Sarayı'nı gezen turistleri eğlendirmek için uydurulan bu (itiraf edeyim ki orijinal) hikaye bakıyorum herkesin ağzında...

Milletçe ne kadar severiz böyle hikayeleri...

Sultan gelmiş, "Oooo.. cennet BURASI yahu!" demiş, ondan sonra oranın adı BURSA olmuş... pffffmmuhahahahaha...

TARİH BÖYLE ÖĞRETİLECEKSE, OLMAZ OLSUN BÖYLE TARİH !!!

diziyi kötülemekten insan

diziyi kötülemekten insan gibi izlemeye vakit bulamamışınız insan gibi izlerseniz altta aşk-ı derun yazısını görürsünüz dizide aşkı başka nasıl göstercekler

******

Neden herkes diziye sövüyor ki ? Siz evde çocuğunuza kendi dininizi,kendi atalarınızı anlatmıyor musunuz ? Sizin imanınız,çocuğunuza verdiğiniz eğitim bir diziyle zarar görebilecek kadar hafif mi ? Yapmayın.Asıl sorun şurda; siz atalarınızın size verdiğini korumak için ne yaptınız ? Siz ilerde nesillerinizin sizinle övünebilmesi için ne yaptınız? 600 yıl süren saltanatı var benim atamın diye övünüyorsunuz da siz neden 600 yıl sürecek bir devlet için çalışmıyorsunuz? Bazı şeyler bilgisayar başında akşama kadar erkeklik taslamakla olmuyor...

süper yorum !!!

KUTLARIM, ARKADAŞIM !!! AYNEN İMZALIYORUM !!!

ecdadınızı senaristlerden öğrenmeyin!!!!!

allah c.c razı olsun ki bu kadar savsatanın içinde hala doğruyu yazan ve doğruyu söyleyen insanlarımız mevcut... makalenizi çok beğendim.. teşekkürler( milletim ve atalarım adına da) allah yar ve yardımcınız olsun...

ecdadınızı senaristlerden öğrenmeyin!!!!!

allah c.c razı olsun ki bu kadar savsatanın içinde doğruyu söyleyen aydınlatmaya çalışan insanlarımız da var... makalenizi çok beğendim teşekkürler.. rabbim yar ve yardımcınız olsun...

Tarihihi senaristlerden öğrenmeyin

Allah c.c. razı olsun bu güzel makaleniz için. Toplumumuzdaki, osmanlı düşmanlığı her alanda devam etmektedir. bunda başta harem olmak saraya alınan erzaktan tutunda çıktıkları seferlere kadar herşeyi eleştirirler. eleştirenler şunun farkında değillerki eleştirdiklerinin tırnakları bile olamazlar. Bu eleştiriyi direk yapamasalarda dolaylı yoldan çanakkale şehitlerimizin sahip olduğu din,ahlak,inanç ölçülerinede yapmaktadırlar. Tarih, senaristlerle yada uydurmalarla olmaz. Belgelerle olur. tekrar teşekkür ederim vermiş olduğunuz bu çok değerli bilgiler için.

Allah razı olsun tüm açıklığı

Allah razı olsun tüm açıklığı ile güzel ve en önemliside doğru bilgilendirmeniz için...

Yazınız gerçekten son derece

Yazınız gerçekten son derece gerçekci ve bizim atalarımıza yakısan türden. Son dönemin en büyük modası haline gelmiş osmanlıyı karalayıp batı özentisi yazar bozmalarının yazılarından olmadığı aşikar.Birazcık tarih bilen ve hükümdarlığın yanında halifelik makamınında temsilcisi olan Osmanlı padişahlarının, yaptığıyla, yaptığının söylendiği şeyleri idrak edebilecek akla ve zekaya sahip olacağını düşünüyorum.Bu imparatorluğu kuran Osman beyin sabaha dek odasındaki kuran-ı kerime hürmeten uyumadığını ve onun neslinden gelen evlatlarınında islama yaptığı katkıları bilmem hatırlatmama gerek var mı. Bizlere gerçekleri yazdığınız için şükranlarımı sunar saygıyla önünüzde eğildiğimi belirtmek isterim.

Arkadaşım sen

Arkadaşım sen tarafsızmısın,diziden misin yoksa siteden mi?
tarafsızsan sana katılıyorum site çıkarını düşünüyor.Sitedensen biraz katılıyorum.Dizidensen inşallah doğru yolu bulursun...
!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <u> <cite> <i> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Aşağıdaki resimde yer alan yazıyı doğru şekilde kutucuğa yazınız
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sitemizde arama yap

Anket

Muhteşem yüzyıl dizi neden sıkıcı hale geldi?:

Son yorumlar

Günün Konuları

- Diriliş Ertuğrul Çolpan Hatun (Gülçin Santırcıoğlu) Kimdir kaç yaşında ve nereli?
- Diriliş Ertuğrul Çolpan (Gülçin Santırcıoğlu) Kimdir?
- Çolpan Hatun kimdir?
- Nurettin Sönmez (Bamsı) diziden ayrılıyor mu?
- Diriliş Ertuğrul'da şok ayrılık sinyali! Diriliş Ertuğrul yeni bölüm ne zaman?
- Diriliş Dizisindeki Turgut Alp Karakteri Kimdir?
- Cengiz Coşkun
- Diriliş Ertuğrul'un fenomen ismi şaşırttı
- Esra Bilgiç(Halime Sultan) Kimdir ?
- Diriliş Ertuğrul Oyuncuları Canlandırdıkları Karakterler
- Diriliş Dizisi Halime (Esra Bilgiç) Kimdir Kaç Yaşında
- Diriliş: Ertuğrul
- Diriliş Ertuğrul'da kim kimdir? (Oyuncu karakterleri)
- Abdülhamit'in Siyonistlere cevabı
- Payitaht Abdülhamid dizisi oyuncuları kimdir?
- Mehmed Abdülkadir Efendi
- Osmanlı Sarayı’nda bir sosyalist ŞEHZADE ABDULKADİR
- Seniha Sultan’ın oğlu Sabahattin kimdir? Prens Sabahattin’in hayatı
- Payitaht Abdülhamid dizisindeki Mahmud Paşa kimdir?
- Payitaht Abdülhamid Prens Sabahattin (Kaan Turgut) Kaç Kilo?
- Payitaht Abdülhamid Hatice Sultan Kimdir Gerçek Tarihteki Yeri
- Payitaht Abdülhamid Prens Sebahattin Kimdir Gerçek Tarihteki Yeri
- Prens Sabahaddin
- Payitaht: Abdülhamid
- Payitaht Abdülhamid Kolağası Celal (Umut Kurt) Kimdir?
- Payitaht Abdülhamid dizisindeki hatalar!
- Hatice Sultan (V. Murad'ın kızı) Yaşamı
- Payitaht Abdülhamid dizisinde Hatice Sultan kimdir?
- Payitaht Abdülhamid Hiram (Berkan Şal) Biyografi
- Payitaht Abdülhamid 3. yeni bölüm fragmanlarında Sultan, Hiram'ı çözüyor!
- Payitaht Abdülhamid Papaz Hiram kimdir? Berkan Şal kim?
- Emanuel Karasu Kimdir?
- Emanuel Karasu
- Sultan V. Mehmed Reşâd
- Sultan II. Abdülhamid Han
- Dünya üzerinde Abdülhamid izleri
- Payitaht Abdülhamid, tren hattında patlayan bomba ile sarsıldı!
- Tahsin Paşa
- Sanatkâr Padişah Sultan II. Abdülhamit Han’ın Çağı Yakalama Tutkusu
- 'Payitaht Abdülhamid' ekibi eleştirilere cevap verdi

Osmanlıca imla